Barakumba | Ekranlar ne istiyor? 5. Bölüm: Cep Telefonu
Barakumba logo

Ekranlar ne istiyor? 5. Bölüm: Cep Telefonu

Geldik olağan süpheliye: cep telefonu! Onlar da ilk çıktıklarında büyük fayda yaratmışlardı, birbirimize ulaşmak, haberleşmek çok kolaylaşmıştı. İş yapış şeklimizi, aile, arkadaşlık ilişkilerimizi, flört etme biçimimizi, bireysel yaşam deneyimimizi, dünyayı, yaşamı ve hatta zamanı algılayışımızı kökten değiştireceklerdi.

ON
Ongun N.
2 Ekim 2026 · 4 dk okuma
Ekranlar ne istiyor? 5. Bölüm: Cep Telefonu

Bu ekran sana ne verdi?

İhtiyacın olan neredeyse her şeyi!

Haberleşme harita, kamera, banka, ansiklopedi, acil yardım, kaybolmama, binlerce km uzaktan yüz yüze konuşma, flört, ilham, müzik, not, hesap, oyun, kalabalığa hitap etme, sipariş, alışveriş, iş takibi, uzaktan erişim, nesneler arası iletişim…

Tek bir cihaz, yüzlerce iş, görev ve cebine girebilecek kadar küçük. Kulağa mükemmel geliyor değil mi, yüzyılın icadı!

Senden ne aldı?

Her bir ekran gibi, en önce dış dünyayla olan fiziksel iletişimini, “özgür iradeni”, otantik kimliğini, el becerilerini, düşünme şeklini, kıvrak zekanı, önce fiziksel ardından mental sağlığını ve hayatını…

Güncel rakamlara göre GenZ günde ortalama 9 saat ekrana bakıyor. Diğer jenerasyonlar 6-7 saat aralığında seyrediyor. Gencecik zihinler uyanık zamanlarının yarısından fazlasını ekrana bakarak geçiriyorlar.

Hayat boşa geçiyor, boşa!

Bir de tüketilen içerikleri düşünsenize…  Algoritmalar “sayesinde” ilgilendikleri/beğendikleri yani tükettikleri içerikler her neyse benzerlerini görmeye devam ediyorlar ve ilk defa terim olarak 2012 yılında karşımıza çıkan “ludic loop” (oyun döngüsü)da kalıyorlar. Bu terimin, kumarhanelerde yer alan slot makinelerinin bağımlılık yapıcı gücünü incelenirken ortaya atıldığını belirtmeden geçmeyelim. Bugünün mobil oyunları, sosyal medyanın temel yapısı bu yapıya uygun şekilde tasarlanmıştır. Yankı odaları da bu sayede oluşur, hep benzerleri görmek/maruz kalmak.

Durum böyle olunca, beğendiğin bir kıyafeti gerçekten beğendin mi yoksa birinde gördün de almak mı istedin, yeni başlayacağın bir hobiyi seçerken gerçekten istediğin için mi yoksa maruz kaldığın için mi tercih ettin, okuyacağın kitap, dünyaya baktığın perspektif, peki ya doğru/yanlış?

Üzerine, sosyal medya uygulamalarında her bir konunun en en iyisi sürekli karşına çıktığı için hiçbir zaman kendini yeterli hissedemiyorsun. FOMO’da cabası yani “fear of missing out” herkes çok iyi, herkes geziyor, herkes hayatta ilerliyor ben yerimde sayıyorum hissi.

Ludic loop’un atası bu arada Tetris’tir. Sonsuza kadar kayan bloklar, yatayda tamamlanan sıralarla gelen anlık dopamine patlamaları. Yani ordasın “ölene kadar”!

Ne için, kim için çalışıyor?

Markalar, mobil oyun stüdyoları, siyaset, “karar vericiler”, uygulama üreticileri, teknoloji şirketleri, manipülatörler, üreticiler kısacası senden, kendi menfaatleri adına bir şey isteyenler için.

Cep telefonu üzerinden bir ürün satın alınamasa harcamalar ne kadar azalırdı acaba bir düşünsene, kendi adına sadece. TR rakamını verelim biz yine, zorunlu yaşam giderleri dışı harcamaların %60’i mobilden! İnternet alışverişinin ise %98’i! Oturduğumuz yerden para harcıyoruz…

Kullanıcılar için aşırı düşük etkileşim maliyeti sayesinde harcamalar çok artmış durumda. Şöyle düşün, kıyafet ihtiyacın var bunun için eskiden mağaza, mağaza dolaşmalı, beğendiğin ürünleri denemeliydin. Ancak bu süreç sonrasında satın alırdın. Bunu yaparken de “üzerinde” beğendiğini seçerdin. Şimdi bir reklam, tek tuşla sana bir ürün aldırabiliyor. Bir rakam daha verelim, online alışverişte iade oranı yaklaşık %40, fiziksel mağazada ise %7lerde geziyor. Yani gidip görüp deneyip “kendin” seçtiğinde bu kararına sadık kalıyorsun. Çünkü SEN seçtin.

Ayrıca önceleri herkes kendi beğenisine göre bir şeyler alır otantik zevkler ortaya çıkardı, şimdi sokakta herkes birbirine benziyor!

Trendler sokaktan yayılırdı, konusu hakkında iyi olanlarla. Şimdi ise, parasıyla “influencer”lardan.

Haberler, birçok doğrulama, kanıt ve bulgu sonrası servis edilirdi, şimdi ise her an her yerde, her niyetle ediliyor.

Bir etkinliğe buluşmaya davet edilir, gitmeden kim gelecek bilmezdik ve bu sorun değil tersine heyecan verici bir deneyimdi şimdi grup konuşmalarında kimin geleceğini önceden bilerek karar veriyoruz.

Birbirimizle iletişim kurmak, bir şey paylaşmak, fiziksel olarak buluşup hasret gidermenin yerini, birbirimize kısa videolar atmak aldı.

Ne yapmalı?

Hibrit modele geçmeli.

Bırak şu akıllı telefonu demek pek mümkün değil artık ama mümkün olduğu kadar kullanmamak mümkün.

Banka işin mi var, acelen yoksa bankaya git fiziksel olarak hallet, eve bir ürün mü alacaksın, online araştır sonra git yerinden satın al, alışveriş mi yapacaksın bak bunu kesin fiziksel olarak yap, git, gez, dene, fikir al sonra satın al. Sosyalleşmek mi istiyorsun, plan yap, davet ver, buluş. Evde yiyecek hiçbir şey kalmamışsa mahalledeki lokantalardan birine git, ye ve dön. Eve alışveriş mi yapman gerek, çık bakkala git, al, dön. Haber mi istiyorsun git gazete al, ilgilendiğin konuda güncel gelişmeleri mi takip etmek istiyorsun dergi al, kendini geliştirmek mi istiyorsun, kitapevine git, kitap karıştır sana hitap edeni satın al. Hem fiziksel hareketin artacak hem insanlarla iletişim kuracak hem de modun değişecek, iyi hissedeceksin. Kısacası usulca kafanı ekrandan kaldır ve dışarı bir adım at.

Sonra bir tuşlu telefon al, numarasını da yakın aile ve arkadaşlarınla paylaş. İşlerin bitince gün içinde akıllıyı bir kenara koy, tuşluya geç. Hafta sonları akıllıyı bırak masada, sokağa çık. Fotoğraf çekeceksen fotoğraf makinanla çek, müzik dinleyeceksen, cd çalar veya mp3 çalarından dinle, bir yer bulmaya çalışıyorsan oralarda birlerine sor. Tek işlik cihazlar ve ürünler sana iyi gelecek. Hayata karışmana yardımcı olacak, sosyal endişeni, hayata karşı hissettiğin sıkışmışlığı senden alıp atacaklar.

Bir dene!

Paylaş